Sistem saati: 13 Arl 2019, 16:35

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ DST ]




 1 sayfadan 1. sayfa [ 1 ileti ] 
 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Tuğrul Çelik-“Yaşayan Necip Fazıl” Mirzabeyoğlu ve İBDA -2
İletiTarih: 31 May 2017, 17:56 
Site Yöneticisi

Kayıt: 22 Tem 2010, 02:01
İleti: 566
“Yaşayan Necip Fazıl” Mirzabeyoğlu ve İBDA -2 “Büyük Doğu mührü” 
ve “Yürüyen Büyük Doğu” İBDAResim

Resim


“Yürüyen Büyük Doğu”
Bir önceki yazıda “7000 yıl sonrasına uzanan ayak izi” hikâyesinde geçtiği gibi, davanın binlerce yıl sonra bile olsa geleceğe vurulacak bir mühür olacağı örneği, Mirzabeyoğlu açısından Büyük Doğu’da anlamını buluyor.
Bununla ilgili şu sözleri bunu açıkça gösteriyor:
“Elimin erdiği ve gözümün gördüğü hiçbir hakikat yok ki orada göze görünmez bir mührü basılmış görmeyeyim. Üzerinde şu mana olan bir mühür: Büyük Doğu.”
Büyük Doğu’nun “remz şahsiyet”i ise şüphesiz Necip Fazıl.
Mirzabeyoğlu, onunla olan ilişkisini ve ona bağlılığını “çağın nabzını yakalayan, ideali aramayla toprağa bağlanma arasında bir yerde kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını ortaya koyan, heykelleştiren adam” sözleriyle ortaya koyuyor.
Kendisi de bir mütefekkir olan Mirzabeyoğlu’nun gözünden Necip Fazıl ise “mütefekkir yetiştiren mütefekkir” olarak nitelendiriliyor.
İki makaledir hakkında yazdığım “Necip Fazıl’la Başbaşa” eseriyle ilgili daha önce Necip Fazıl ve Mirzabeyoğlu’nu karşılıklı konuşuyor gibi gördüğümü belirtmiştim. Mirzabeyoğlu da eseriyle ilgili ilerleyen sayfalarda “benim benle konuşmam benim Necip Fazıl’la konuşmamdır” diyerek, mânâ açısından arada bir fark olmadığının altını çiziyor.
“Yürüyen Büyük Doğu”nun sırrı da olsa olsa burada gizli diye düşünüyorum: Büyük Doğu’dan İBDA’ya, Necip Fazıl’dan Salih Mirzabeyoğlu’na uzanan bir dil ve fikir.
“Her şeye sahtesi musallat”
“Necip Fazıl’la Başbaşa”yı okurken, Mirzabeyoğlu’nun sahte olanla kavgasına da şahit oluyorsunuz.
Arabaşlığı da burada geçen bir cümlesinden aldım: “Her şeye sahtesi musallat.”
Sahte solcu, sahte milliyetçi, sahte dindar, sahte muhalefetten geçilmeyen şu günlerde bir kere daha görülüyor ki, sahtelik meselesi günümüze ait bir sorun değil.
Sahtecinin en büyük düşmanlığı de gerçeğine oluyor her zaman.
Yobaz kimdir?
İlerleyen sayfalarında “yobaz kimdir” sorusuna verilmiş en iyi cevaplardan birini okuyorum.
Şu satırlar özellikle de yobazlığın tek taraflı olmadığını söylemesi açısından oldukça ilginç ve önemli:
“Yobaz hakikate gerisiyle bakan adamdır. Bunun küfür yobazı tipi de var, din yobazı tipi de.
Nefs muhasebesinden anlamaz, kendini izaha yanaşmaz, anlamadan karşı çıkar, anlamadığından kaçar, kelimelerin geliş gidişinden sahte mânâlar türetir, ağzından çıkan lafın nereden gelip nereye gittiğini düşünmez.”
Mirzabeyoğlu, “küfür yobazı” içinde ele aldığı “çağdaş medeniyet tekerlemecisi yobazlar”dan bahsederken Batıcılığı da kıyasıya eleştiriyor.
İleri ve gerinin ölçüsünü “mutlak fikre göre” ölçen anlayışta, kısa bir tarih yolculuğuna da çıkarıyor okuru: “Geriye doğru bozulma ve çürüme devirlerimiz” olarak nitelediği Tanzimat’a, Meşrutiyet’e ve de Cumhuriyet’e yönelik sert söylemleri, Batılılışma serüvenimize yönelik fikirleri…
Bu mevzular da bir başka yazıda bir başka yerde elbette tartışılabilir. Çünkü bu aynı zamanda Mirzabeyoğlu’nun “Adalet Mutlak’a” konferansının açılış cümlelerinde dediği gibi bir “buluşma”nın da vesilesi olur.
“Karşı”dakinin -ki ölçütü samimiyet olmalı- ne dediğine kulak tıkamanın, araya görünmez duvarlar örmenin sıkıntısının çekildiği “huzursuz” memleketimize, yapılabilecek samimi tartışmalar hayli yararlı da olur hem…
Yakın zaman için bir hayal mi dersiniz? Peki Mirzabeyoğlu’nun da konferansında altını çizdiği gibi ya “hayatta ne varsa hayal maddesinden yapılmış”sa? “Dünyaya sadece didişmek için mi geldik?”
Tam da burada Salih Mirzabeyoğlu’nun altını çizdiği bir noktaya geliyorum; hakikat konusunda şöyle bir cümle geçiyor kitapta:
“Doğrunun olmadığı yerde güzel de yoktur!”
Buna ulaşmak için de bir yol haritası olabilecek ikinci bir cümle de şöyle:
“Her kıymet, ‘neyim’ ve ‘ne yapmalıyım’ diye, insanın her an kendini didiklemesinden çıkar.”
Anlamak ve anlatmak çilesi
Peki insan kendini nasıl “didikleyecek?”
Ben şöyle bir cevap çıkardım: Anlamaya çalışmakla…
“İBDA Mimarı” belki bu yüzden yazmadı eserini; ama Büyük Doğu’dan İBDA’ya olan bağı anlatırken şöyle diyor Mirzabeyoğlu:
“Dil ve işaretler, insanlar arasındaki ortak mânâ imkanı demektir. Böyle bir hakikat temeli olmasa, lisan olmaz. Dil ve işaretler insanlar arasında ortak bir mânâ dünyası meydana getiren sembollerdir.
1975’ten başlayarak toplumun genel çerçevesine Büyük Doğu’yu oturtmak mücadelemizin sebebi anlaşılıyor. Bunu böylece vasıflandırış nisbeti de, Büyük Doğu’nun muradı ve ‘niçin’ buudu halinde İBDA’da!”
Ortak bir mânâysa eğer mesele; çıkardan uzak, samimi, ortak bir amaçsa; iyiye, hakikate ulaşmaksa eğer; dinlemek, konuşmak ve anlamaya çalışmak bu işin önemli bir kısmı gibi geliyor.
Hakikat meselesinde “herkesin bir hakikati” olduğunu yazan Mirzabeyoğlu şöyle diyor:
“Herkesin hakikati kendine olduğuna göre, karşıdakini görmezden gelmek hakikat namusuna sığmaz, ayrıca hakikatin ne olduğu mevzuu da söz konusu olmaz!.. Önce onu var kabul edeceksin, çünkü ona var!”
Ve siyaset yapma işi de buradan hareketle zuhur ediyor belki de:
“Herkese mahsus bir hakikat yoktur, hakikat birdir. Onu yine bir kişi bulur ve bir milyon kişiye tasdik ettirir. Böylece nizam ve ahenk dediğimiz şey doğar ve böylece ister istemez reyler tekte birleşir.
Eğer bu bir kişinin bulduğu şey eğri ve yanlışsa, başka biri çıkar yine tek başına bulur ve yine bir milyon kişiye tasdik ettirir ve yine böylece reyler hakta birleşir.”
En saf haliyle bir “fikri bir milyon kişiye tasdik ettirme”nin -günümüzdeki gibi hile-hurda işlerine bulaşmadan- yolu çok zor olsa da yine anlamak ve anlatmak çilesi çekmekten mi geçiyor acaba?
Bendeki Mirzabeyoğlu
“Necip Fazıl’la Başbaşa”yı okurken, Salih Mirzabeyoğlu’nun üslubunun özgünlüğüne de şahit oluyorsunuz. Taklit değil, yaratıcı ve tamamen kendine has.
Okuduğunuz kitapta bir yer olur ve birkaç cümleye kitabın özü payesi biçersiniz ya hani; benim bu kitapta bulduğum yer, “İBDA Mimarı”nın kendisini ve İBDA’yı anlatırken yazdığı şu cümleler:
“Bizim insanları rahatsız edici bir tarafımız var. Sahte dengeleri, çaresizlik doyumları, ucuz tesellilerini yıkıyoruz.
Çoğu bizim haklı olduğumuzu bile bile kaçıyor, kaçışını mazur göstermek için de, muhalefet edebilmenin mazeretini tedarik gibi hallere düşüyor.”
Rahatsızlık vermek, sahte maskeleri indirmek, günü kurtarmak değil, katılalım/katılmayalım geleceğe yönelik bir iddia var burada…
Eleştirileri ve sataşmaları geçtim, bunun için “sükut suikastı”na uğramak var…
Mirzabeyoğlu, daha önce bahsettiğim konferansında kendisini dinlemeye gelenlerin içinde sevenlerinin, onu merak edenlerin ve de onu sevmeyenlerin olduğunu, olabileceğini söyleyerek sözlerine başlamıştı.
Ve hangi görüşte olurlarsa olsunlar, her kesimin fikirlerini samimice ortaya koyduktan sonra “sizdeki ben-bendeki siz” konusunda bir fikre sahip olunabileceğinin altını çizmişti.
Bu anlamda bu yazdıklarım için bendeki Mirzabeyoğlu denilebilir.
Bendeki Mirzabeyoğlu’nu anlatmaya devam edeceğim.
(Sürecek)

http://www.turksolu.com.tr/yasayan-neci ... dogu-ibda/


Çevrimdışı
 Profile bak Özel mesaj gönder  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
 
 1 sayfadan 1. sayfa [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ DST ]


 

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

 

Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Git:  

phpBB skin developed by: phpBB Headquarters
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group